Izin

Ailece karar verdik ki köye gidecegim. Avrupaya ilk gelişim otobüsle(1978 yılında) olduğundan aynı yolları bir daha görsem iyi olacağına karar verip arabayla ismi (Karayel) gideceğim.  Böyle önemli seferlerde yapıldığı gibi bir kurban kesmem gerekli ve herkes(aile bireyleri) bana hak verdiğinden kurban kesilecek. Hani haçca giderken yada bir savaşa giderken gidecek olanın ayaklarının önüne yatırılıp boynu kesilen koyun, keçi ve bazen de (seferin önemine göre) deve gibi. Kurbanımı seçip Karayelin ayakları(Pardon tekerleri) dibinde kesmeye karar verdim.  Karayel sakin ve olgunlukla karşıladı kararımı. Yola çıkmadan önce kestim kurbanı biraz debelendi, ellerimi yaraladı ama sakinleştirdim. Nihayetinde hayırlı bir iş için kurban edilmiş olmanın, her mahlukata nasip olmayacak kadar kutsal olduğunu, üzülmek şöyle dursun sevinmesi gerektiğini vs.anlatıp kestim. Sag işaret parmağımı kanına batırıp sürdüm Karayelin alnına. 

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Karayel, anlamazmış gibi baktı bana, yada ben öyle zannettim. Kurbanı temiz bir şekilde yüzdüm, gereksiz organlarını ayırdım. Bir kısmını yol azığı olarak paketledim, yolda mola verdiğimde yerim diye. Sevgili Renate, (Hanımım) sordu. »Yolda yemek istediğin bir şey varsa söyle hazırlayım«    »Süzme yogurt,« dedim »Tamam,« dedi gitti. Geri döndüğünde fare ölüsünü kuyruğudan tutar gibi elinde bir kadın çorabı(siyah) içinde yoğurt, geldi.

Yoğurt topuk tarafına fazla girdiği için, çorap yürüyor görünümünde. Ben, yahu bu yogurt Anadoluya, yürüyerek mi gidecek? Hissine kapıldım.

Bu Alamanların zekâsı çok pratik, bana süzme dikecek hali yok ya o da çorabı süzme olarak seçmiş, tamam dedim kendi kendime niye olmasın?

Yogurt, süzülerek küstahca, yukarıdan bakıyor bana. Boğazından yakalayıp astım, Karayelin kaburgalarına. Gerçekten süzme yoğurt oldu. Yolda barmagımı batırıp ağzıma götürdüğümde keşke yıkasaydı çorabı diyordum. Yada bir başyastığı(küstüm) astarından yapsaydı süzmeyi. Yoğurt buram-buram insan kokuyor. Sizlere tavsiyem; 1- Çorap siyah olmasın. Yoğurt beyaz olduğundan (kontrast) hiçte iyi görünmüyor. 2- ya çorabı önce yıkayın yada çorabı taşıyan ayakları.

Köyde (Taburoğlu).

Önce sekidi, sonra topallamaya başladı Karayelim. Kovboyların yaptığı gibi ayağı kırılan atları vuruyorlardı ya, hayvan eziyet çekmesin diye. Ben, kara-kara, Karayelin galeceğini düşünüyordum. Komşu köylerde ‘nalbant’ vardı eskiden bizim eşekleri oraya götürüp nallatırdım. Ben bu düşüncelere dalmış durumda iken Amcaoğlu  Ömer, »Hayırdır Bekir abi, niye öyle derin düşüncelere dalmışsın?« Dedi. » Karayelim topallıyor, ne yapabilirim? Bizim köyde nalbant yok, acaba Köşker (komşu köy) de o nalbant yaşıyor mu? Ona götürüp nallatsam mı?«

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

»Bekir abimin, düşündüğüne bak!«

»Niye?«

»Ben yaparım«

»Yahu, lezar ışını mı var sende?«

»Sen, kafanı yorma keyfine bak!«

»Ne keyfi be Ömer, ben yoldaşım Karayele, yardım etmeliyim« »Getir Karayeli, çek şu ağacın gölgesine! Sen, otur keyfine bak«  Dediği gibi yapıp oturdum. 

Keyfi bırak bir kenara, çok huzursuzum ya daha fazla zarar verirse Karayelime?

Elinde küçük bir bohça ile diğer amcaoglu, Recep geldi.  İki kardeş her biri bir yandan Karayelin, böğürlerini okşamaya başladılar. İşlerinin ehli olduklar hemen belli oldugundan, ferahladım.

Sanki bir tas soğuk su içmişim gibi rahatladım.  

Karayelin, emin ellerde olduğundan kesin emin oldum. 

Baktım  Karayel, okşanan bir kedi gibi rahat. İki kardeşin yaptıklarını gururla seyrettim

Geriye dönüşte                                       

Hangi ülke olduğunu sölemiyorum ama pasasaport kontrolünde, memurla aramızda geçen diyalog;

Memur;

»Arabanın kağıtları tamam değil«

»Sizin ülkede dahil dokuz ülkeye giriş yaptım hiç eksik yoktu?

Söylermisiniz, eksik olan nedir?«

»Hepsini teker teker, göstersem sizin zararınıza olur«

»Olsun ben öğrenme meraklısıyım, bilmek istiyorum«

Bana, (pasaportumu bir hot-dog, çöreğini açar gibi aralayıp, parmağı nı pasaportun arasına, bir sucuk gibi koyarak) ne yapmam gerektiğini tarif etti. Pasaportu tekrar bana uzattı. 

Pasaportu aldım, bununla beraber beni bir gülme tutu felaket. 

 

Kasıklarım ağrıyana kadar seslisesli güldüm. 

Nihayet anlamıştım, rüşvet istediğini ve gerçekten hak etmişti rüşveti.  Halen arası açık duran çöreği(pardon) pasaportu alıp sana ve meslegine ancak bu yakışır diyerek üzerinde kıraliçe Elizabetin oldugu yirmi Sterlini Hot-dog, sucuğu gibi yuvarla yarak

 koyup kendisine uzatım. 

»Afiyetle yersin«. 

Ben ayrılırken; 

»Lütfen, dikatli sürünüz arabayı, yollar bozuk!« Dedi.

»Her şey gibi!« Dedim.

İnanın, yolboyu güldüm aklıma geldikçe. Her ilk gibi, hep aklımda kalacak ve beni hep güldürecek bu ilk rüşvetim.